Friday, December 7, 2007

Demokrasiyi seçmek risk almaktır

http://www.bugun.com.tr/haberler/081207/p69417y138.asp

Gülay Göktürk , Bugün , 21.Eylül.2007

Gülay Göktürk
Tüm yazıları

21.Eylül.2007

Demokrasiyi seçmek risk almaktır

Bu soru hep soruldu ve bundan sonra da sorulacak: Özgürlükler iyi hoş da, ya kötüye kullanılırsa? Din ve inanç özgürlüğü derken, Türkiye filanca ülke gibi olursa...

Bu soruyu soranlara verilecek cevap, "Vallahi de bir şey olmaz, billahi de bir şey olmaz" diye yemin billah etmek değil, demokrasiyi seçmenin aslında risk almak olduğunu anlatmaya çalışmaktır.

Evet, demokrasi risklidir, belalıdır, huzursuzdur... Ama gülü seviyorsanız dikenine de katlanacaksınız. Mesela ifade özgürlüğü... Her kafadan bir ses çıkması, doğru yanlış herkesin aklına geleni söylemesi pek mi risksizdir? Yeri geldiğinde bombalardan daha tehlikelidir fikirler. Milyonlarca insanı peşine takabilir ve cehenneme bile götürebilir. Sonra basın özgürlüğü...

Az bedel mi ödüyoruz "özgür basın" ideali uğruna? Yalan yanlış haberler yüzünden insanlar ölüyor, aileler mahvoluyor, rejimler sallanıyor. Eğer bunca zamandır basın özgürlüğü diye tutturup durmasaydık, Pravda usulü bir devlet gazetesi ve bir televizyon kanalı neyimize yetmez deyip otursaydık, şimdi şikayet ettiğimiz bütün o manipülatif haberlerden, çarpıtmalardan, yanlış yönlendirmelerden, rejime karşı açılan kampanyalardan da kurtulmuş olurduk. Ne güzel, mis gibi tek sesli bir basınla, tek kanaldan doğru düzgün enforme olurdu halkımız. Her şeyin en doğrusunu iyisini güzelini öğrenir, yanlış haberlerle kafası çorbaya dönmezdi. Sivil toplum... Örgütlenme özgürlüğü... Demokratik katılım... Demokrasinin icadı olan bütün bu kavramlar yüzünden başı az belayı girmedi insanoğlunun. Mesela, sendikalar olmasaydı, hiç korkmazdı işadamları.

Grev hakkı diye bir şey olmasa, kötüye kullanılma ihtimali de olmazdı; küçük bir işçi azınlığı bütün toplumu "üretimden gelen gücüyle" tehdit edemez, hayatı felce uğratırım diye şantaj yapamazdı. Sivil toplum örgütleri diye bir icat çıkmasa, "katılımcı demokrasi" adına herkes siyasete burnunu sokmasa, ülkeyi yönetmek ne kadar kolay olurdu.

Kutsal kitaplar böyle farklı farklı yorumlanmasa, dinler böyle farklı kiliselere, mezheplere ayrılıp herkes kendi cemaatini kurmasaydı, Kutsal kitapların nasıl yorumlanacağı tek bir otorite tarafından saptanıp bütün dindarlara dikte edilseydi; bütün o acayip new age tarikatlara izin verilmeseydi cahil insanlar da o garip tarikatların kucağına itilmemiş, "din istismarcılarının" tuzağına düşmemiş olurdu.

Düşünün ki, kıyafet özgürlüğü diye tutturup, nerede ne giyeceğimiz konusunda her Allah'ın günü kavga etmek yerine, hepimiz Mao'nun Çin'indeki gibi tek tip giyinip çıksaydık kamu alanına, bütün bu kavga dövüş de biterdi. Plajlardaki üstsüzlerden ya da heşemalılardan, g-stringlerini gösteren genç kızlardan, göbeğini açanlardan ya da başını kapayanlardan; piknikçilerin çubuklu pijamalarından, bilboardlardaki cüretkar bikinilerden, televizyondaki sanatçılarımızın derin yırtmaçlarından rencide ola ola yaşamak zorunda kalmazdık.

Tabii, aslında bütün bu "aşırılıkların" önlendiği, her türlü sapma ihtimalinin sıfıra indirildiği rejimler de var. Yani seçeneksiz değiliz.

Hiç unutmuyorum, 12 Mart'taki tutukluluk günlerinde bir gün askeri hapishanenin müdürü olan albay koğuş teftişine gelmişti. Nizami bir biçimde bıçak gibi yapılmış yataklarımızı, boy sırasına dizilmiş bavullarımızı, ayakkabılarımızı teftiş ettikten sonra ekmek dolabını açtı, şöyle bir baktı: "Bu ekmekleri şöyle düzgünce sıraya dizin" dedi.

Ekmeklerin bile sıraya dizildiği bir düzen isteyenler için, demokrasinin katlanılmaz bir kaos, kabus gibi bir şey olmasını anlıyorum.

Ama ben de zaten bu yazıyı onlar için yazmadım. Onlar tercihlerini yapmışlar. Ben hem demokrasiyi seçtiğini söyleyen ama hem de boyuna onun risklerinden korkanlar, "risksiz bir demokrasi" hayal edenler için yazdım.

Ya dolaptaki ekmekler gibi sıraya dizilmeyi ve hayatınız boyunca öylece, sırayı bozmadan yaşamayı göze alacaksınız; ya da korksanız da, endişelenseniz de, demokrasinin hercümercine, cilvelerine, kargaşasına ve itiş kakışına razı olacaksınız.

İnsanlık henüz bir üçüncü yol keşfetmedi.

No comments: